Ebru Zeybekoğlu

  • Ebru Zeybekoğlu Görsel 1
  • Ebru Zeybekoğlu Görsel 4
  • Ebru Zeybekoğlu Görsel 3
  • Ebru Zeybekoğlu Görsel 5
  • Ebru Zeybekoğlu Görsel 2
Ebru Zeybekoğlu

Güneşli bir Mayıs sabahı Ankara’da doğdum. Lisede, bir yandan okurken bir yandan da çalışma hayatına atılmak istedim. Annem ve babamın ciddi itirazlarına rağmen en sonunda onları evden çıkmadan çalışmaya ikna ettiğimde ODTÜ Mimarlık Bölümü’nü kazanmıştım. Evden çıkmadan yapılabilecek işlerin sayısı kısıtlı olduğundan özel matematik dersi vermeye başladım. İlk öğrencimin derslerine başladığımızda 10 üzerinden 2 olan matematik notu, dönem sonunda 8 olmuştu.
Ne anlattığımın önemi kadar nasıl anlattığımın da payı büyüktü. Bu, eğitim kariyerimin belki de başlangıcıydı. 5 yıl boyunca pek çok öğrencim oldu, talep o kadar çoktu ki; artık "Ebru’nun seviye tespit sınavı" nı geçen öğrencilerle çalışır olmuştum. Beni en çok motive eden ise, yaşadığım manevi tatmindi.
Bildiklerimi başkalarına anlatmak ve onların bundan faydalandıklarını gördüğümde yaşadığım o derin mutluluk... Bu duygu her zaman benimleydi… Ve çok şükür ki; hala da benimle…

Çok istediğim mimarlık bölümünü kazanmıştım ama ikinci sınıfa geldiğimde mimar olmak istemediğimi fark ettim. Merdiveni yanlış duvara dayamıştım. Kendime şu soruyu sordum: Ne yapabilirim? Yarısına kadar çıktığım merdivenden inebilir miyim? Evet, inecek cesaret ve gücüm var, inebilirim. İnmekle bitmiyor iş tabii… Başka bir duvara pek hafif olmayan o merdiveni sırtlanıp taşımak lazım. Taşıyabilir miyim? Bu sorunun da cevabı evet. Bir sonraki aşama ise merdiveni hangi duvara dayayacağım? Bu sorunun cevabını kendime veremediğim için yarısına kadar çıktığım basamakları inmedim. Okulu bitirdim ve mimar oldum. Daha sonra önüme başka pencereler açabilmek adına Boğaziçi Üniversite’sinde İşletme Yüksek lisansı yaptım. Sektör değiştiremedim ama kulvar değiştirip uzun yıllar Türkiye’nin önde gelen mobilya ve inşaat firmalarında satış ve pazarlama bölümü yöneticiliği yaptım.

Profesyonel kariyerimden hoşnutsuz değildim, ama beni bekleyen başka bir yol var gibi hissediyordum. Bu yolun ne olduğunu tanımlayamıyordum fakat bu soru sürekli aklımdaydı.. Cevabın karşıma çıkmasını tesadüf diye tanımlamak haksızlık olur. Mina Urgan’ın "Bir Dinozorun Anıları" adlı kitabını okuyordum. Mina Urgan, profesyonel kariyerinden bahsederken şöyle diyordu: "Ben sevdiğim işi, hobimi yapıyorum bir de üstüne para veriyorlar."

Bu cümle, beni çok etkilemişti. Önüme temiz bir sayfa açıp yapmaktan keyif aldığım şeyleri yazmaya başladım. Aklınıza gelebilecek her şeyi yazdım. Kitap okumaktan tutun da, arkadaşlarımla bir restorana yemeğe gitmeye kadar… Yazmayı bitirdiğimde 3 sayfa dolmuştu. Tekrar dönüp okuduğumda tüm bu maddelerin bana profesyonel anlamda nasıl yardımcı olacağını düşünürken, garip bir şekilde - garip diyorum çünkü o dönemde bana garipsenecek bir olay gibi gelmişti- elim farkında olmadan kâğıdın altını çizdi ve kendimi "eğitmen" yazmış olarak buldum. O sıralarda eğitmen nasıl olunur onu bile bilmiyordum. Bunun bir okulu var mıydı, aklımda hiçbir fikir yoktu. İç sesimi dinleyerek ortaya çıkardığım bu sonuç beni tekrar 17 yaşıma döndürmüştü. O dönemde yaşadığım manevi tatmini; bitirdiğim okullar, aldığım birincilikler, sahip olduğum beceriler sağlayamıyordu.

Yeterliliğimi artırırsam içimdeki o boşluk dolar, kendimi daha değerli hissederim sanmıştım. Yanılmışım.

Kendini tanıma yolculuğu olarak başlayan ve hala da devam etmekte olan bu sürece birçok eğitim alarak başladım. Kolay bir süreç olduğunu söyleyemem. Kendimi tanırken zorlandığım, bırakmak istediğim çok oldu. Ama dönüp dolaşıp yine bu yolda buluyordum kendimi. Aldığım eğitimler devam ederken, bir yandan da eğitmenlik sürecim başladı. PDR Group’ta ilk kurumsal eğitimlerimi veriyordum. 5 yıl süren zorlu ve yoğun bir eğitmenlik maratonundan sonra artık ne yapmak istediğimi biliyordum.

Özümü, benliğimi tanırken, içimdeki sevgiyi keşfederken, hala da her yeni gün keşfetmeye devam ederken; bunu insanlarla paylaşmak istiyordum. İşte şu anda yaptığım; kendi içimdeki ışığı dışarı çıkarma yolculuğumda benimle beraber el ele yürümek isteyen insanlarla yol arkadaşlığı yapmak. Yolda tökezlediğim olmuyor mu, evet oluyor; hatta zaman zaman düştüğüm bile oluyor. Ancak ayağa kalkıp tekrar başlamak her zaman huzuru ve doyumu getiriyor.. Beni bu yolculukta en çok motive eden şeylerden biri eğitimime katılanların bana bu yolculukta çok şey öğretmesi. Kurduğumuz ilişki, eğitmen katılımcı ilişkisinden ziyade hepimizin birer eğitmen hepimizin birer öğrenci olması gibi.

Ben sadece herkesin içindeki ışığı keşfetmesinde bir aracıyım. Bu artık benim hayat amacım; bu benim yolum…

Umarım bir gün, bir yerde sizinle de yollarımız kesişir.

Sevgiyle,

Ebru Zeybekoğlu
Eğitmen/Koç